Şiirler kategorisindeki içerikler
İstanbul'un Beyazıt semtinde sabah saatlerinde bir polis aracının geçişi sırasında gerçekleşen bombalı saldırıda 7'si polis, 4'ü sivil 11 kişi hayatını kaybetti, 36 kişi de yaralandı.
Dokunursun kapının tokmağına bir ümitle. İçeriden gelen sesler kapıya yönelmez. Döner kalbine bakarsın, aralık kapılar ararsın. Gün gelir açılır başka kapılar. Sonuç: Hayat devam ediyor, kuşlar uçuyor..
Derler ki; "Aşk bir başkalarında kendisini bulmakmış." Oysa ki; "Aşk bir başkasında kendisini bulduğunu sanmakmış.". Bu şiir aşık olanlara gelsin.
Umudun kesilir, nefesin kesilir, daralırsın hayattan. Bir ışık beklersin, bir yudum huzur. Sıcaktan kurumuş topraklara birden başlar yağmur. Sonra bir senfoni toprak kokusu.
Bazı duygular vardır, korkarsın açıklamaktan, dostluğunu kaybetmekten.. Bazen de çok ağır gelir, zorlar duygular çıkmak için dışarı.. Evet böylesi duygularla dolu bir şiir..
Bazı misafirler vardır düşüncelere gelen hiç gitmeyen. Ama sadece bir misafir değil, evden birisi diye düşüneceğiniz birine yazılan bir şiir.. En iyisi siz fazla düşünmeyin..
Bir rüyada Garipler Diyarında dolaşan şair, kendini ve dünyayı sorgular. Sidar Sevimli, yalnızlığın aslında bir özgürlük olduğunu, rol yapmadan yaşamanın bedelini ve modern dünyanın sahte yüzlerini cesur bir dille anlatıyor. Rüyadan uyanınca gerçek sokaklar daha da karanlık görünür.
Bazı yerler vardır, insanda iz bırakır. Belki bir kaldırım taşı üstünde, belki bir sokak lambası altında yürüdüğün.. Kim bilir, bir kelebeğin çiçeğe dokunuşu kadar saf be basittir hayat.
Erzurum havası soğuk insanları sıcak bir şehir. Yazdan direk kışa geçilen bu günlerde yazılan bu Erzurum şiirini beğeninize sunuyoruz.
Her ne kadar bir dosta yazılsa da bu şiir, yine yaşamın ve algının temel zıtlıklarını merkeze alan derin bir varoluşsal sorgulama sunuyor.
Bu derin ve coğrafyasıyla bütünleşmiş şiir, Cizre akşamlarının melankolisini Cudi Dağı'nın görkemli silüetiyle birleştirerek okuyucuyu kadim bir aşk hikâyesinin ortasına davet ediyor. Tarihi surların ve Dicle'nin çağlayan sularının fonunda, Mem ve Zin'in trajik aşkının yankıları hissedilirken, gönüllerin ateşi Kırmızı Medrese'den yayılan manevi bir ışıkla aydınlanıyor. Şair, aşkın tarifini büyük üstat Melayê Cizîrî'nin ölümsüz dizelerinde bularak, onun 'nar çiçeği rengindeki' saf ve tek güle olan tutkusunu günümüze taşıyor. Ancak bu kadim sevda, bir tufanla sulara karışır; ve şair, Nuh'un gemisiyle deryalara inerek efsanevi Cizre'nin kalbinde, zamana yenik düşen o kayıp aşkın izini sürüyor. Bu, yalnızca bir sevda şiiri değil, aynı zamanda tarihi, kültürü ve mistik coğrafyayı aşkın potasında eriten, zamansız bir arayışın destanıdır.
Belki bir Leyla Mecnun hikayesi değil bu. Belki de dağları delen Ferhat hiç değil. Aşk dediğin nedir ki zaten? "Kendisinden huzur duyacağımız eşler" bizim için değil mi? Saf bir aşkın doğuşunu izlemek o aşkı yaşayanlar kadar heyecan verici.