Notice: Undefined index: lang in /home/demlisozler/public_html/public/00000.php on line 3
Servet Saygınoğlu Hayatı ve Sözleri | DemliSözler.com - Hayata adanmış demli sözler ve hayatlar

Servet Saygınoğlu - Servet Saygınoğlu Servet Saygınoğlu kimdir? Servet Saygınoğlu sözleri, ve kısaca hayatı..

Sayfamızda Yazar Servet Saygınoğlu hakkında bilgiler yer almaktadır. Kısaca Servet Saygınoğlu Kimdir? Hayatı ve Sözleri derlenmeye çalışılmıştır. DemliSozler.com, Sözler, Aforizmalar, Bugün doğanlar, Bugün ölenler, Kimler geldi, kimler geçti, Biyografiler, Kısa Hayatlar, Demli sözler, kimin sözü, söz sahibi, sahibinden sözler, demli, sözler, demli sözler, alıntılar, hayatlar, kim söylemiş
Ayı günü önemli değil ama yine de söyleyeyim. 01.09.1987 yılında dünyaya gelmişim. Tabii gerçek tarih 27.06 dır, annem söyledi. Dünyaya geldiğimi görmedim, bu yüzden 'mişli geçmiş zaman olarak anlatıyorum. Gelmişim gelmesine de 'gelmez olaydım' dediğim uzun yıllar oldu ve son birkaç yıldır 'iyi ki gelmişim, iyi ki varım' deyip basıyorum kendimi bağrıma'

Şu ana kadar ki yaşamıma 'güzel bir yaşamdı' diyorum, sen de kendi yaşamın adına benim yaşadıklarımdan ders çıkar. Ağrı'da, Sıtkıye Mahallesinin çıkmaz sokaklarının birinde dünyaya gelmişim. Güzel bir yaşamdı benimkisi. Daha üç yaşımdayken babam camilere cumalara götürürmüş beni. Ki çoğu insandan farklı bir özelliğim varmış. Henüz 6 aylıkken konuşmaya başlamışım. Vay be, ben neymişim böyle. Okula başlayana kadarki hayatımı pek hatırlamıyorum gibi. Hatırladığım bir şey var; babamın bozuk para dolu ceketi ile eğilip cebindeki (eski para ile) 50 lira 100 liraları almama izin vermesi ve kirli çoraplarla eve gelmemden dolayı ablalarımın süpürge ve terliklerle beni kovalaması.

Yedi yaşımdan itibaren her şeyi, ama her şeyi hatırlıyorum. Demek ki bende hayatı dolu dolu yaşayanlardanım. 'Ömür su gibi akıp gidiyor' demeyenlerden biriyim bende. Yani bardağın dolu tarafından bakmak gibi bir maksat yok, her tarafı dolu.

Mavi bir önlük, üzerinde Ninja kaplumbağalarının resmi olan bir mavi çanta, birkaç defter ve yeni alınmış lastik bir ayakkabı. Ayakkabılarımla dalga geçilmesini hiç unutmam, 'lastiklere hava vurdun mu'' derlerdi. Okula ağabeyimin elini tutarak giderdim. Ağabeyim o zaman dördüncü sınıftaydı. Okul, kendimi gösterebileceğim bir yer değildi. Ki bu konudaki kesin yargım ömrüm boyu sürecektir. Okuldan geldiğim ikinci gün, önceki gün yaptığım gibi çantayı bir tarafa, önlüğü bir tarafa attıktan sonra annemin pişirmiş olduğu tandır ekmeğinin arasına bir şeyler doldurup arkadaşlarla oynamaya gitmiştim. Akşam eve geldiğimde evin balkonunda ahşaptan yapılmış bir ayakkabı boyama sandığı gördüm. Benden büyük olan ağabeyim tecrübeliydi.

Yaşayacaklarım, onun yaşamış olduğu şeylerdi. Boya sandığı ile beraber beş kiloluk salça kutusundan bir taburesi vardı. İlk üç gün boyunca okuldan gelir gelmez ağabeyimle ayakkabı boyacılığı yapmaya çıkardık, ben ona çıraklık yapar, salça kutusunu (tabure) taşırdım. O boya yaparken ben seyrederdim. Üçüncü gün ağabeyimin yanında birkaç ayakkabı da ben boyadım ve artık boya yapmayı öğrenmiştim. Ertesi gün okuldan gelir gelmez yepyeni boya sandığımla işe çıktım.

O günlerden, liseyi bitirene kadar hem çalışıp hem de okumaya devam ettim. Bazen ailemin yardımı, bazen de kendi çabalarımla ve aynı zamanda ağabeylerimden kalma kıyafetlerle öğrenimimi sürdürdüm. Beşi erkek ve üçü kız olmak üzere sekiz kardeşiz, ben yedi numarayım. Beş erkek kardeş ve babam ile beraber altı kişi çalışıyor olmamıza rağmen maddi açıdan zor günler yaşıyorduk. O şartlar altında çoğu zaman harçlıksız okula gittiğim olurdu. Sigaraya yedi yaşımda başladım. Çalışmaya başladığım zaman aynı zamanda sigaraya başladığım zamandı. İlk olarak babamın izmaritleri ile başlamıştım. Diğer üç ağabeyim sigara kullanmazken, ben ve benden büyük olan ağabeyim sigara kullanıyorduk, tabii arada bir kullanıyorduk, ilk günden tiryakilik başlamadı. Derken ağabeyim sigarayı bıraktı ve o sırada ben açık ara öne geçmiştim. Şu anda da sadece ben ve benden büyük olan ağabeyim sigara kullanıyoruz babama saz arkadaşı olarak.

Ailede neredeyse bütün erkeklerin başına kırık-çıkık gibi durumlar gelmiştir. Sağ kolum bir kez, sol kolum da iki kez aynı yerden kırıldı. Parmak kırıklarını saymıyorum tabi. Vitaminsizlikten miydi, muziplikten mi' bilmiyorum, net bir cevap veremeyeceğim. Liseyi bitirene kadar ev taşınması ve arkadaş ortamı sayesinde toplamda dört tane okul değiştirerek eğitimimi sürdürdüm. Her yıl aynı terane vardı bende. Birinci dönemde notlar ikilerde üçlerde fink atarken, ikinci dönemde bütün dersleri öttürürdüm. Alışılagelmiş bir durum vardı, aynı Galatasaray'ın bir zamanlardaki durumu gibi; gol yemeden gol atmaya hevesim olmuyordu. Bu yüzden ikinci dönemlerde sürekli tahtaya çıkardım. Ders anlatmak, soru çözmek ve şarkı söylemek sebepleri sayesinde eksik olmazdım.

Liderlik vasıfları ilkokuldan belliydi. Başkan, başkan yardımcısı, kitaplık kolu başkanı derken başkanlıklarla ilerliyordu. Bu durumda benim notlarım, hızlanan araç ibresi gibi yükselişe geçiyordu. Birinci dönem sonunda elimde karne varken Emrah'tan 'Boynu Bükükler' şarkısını söyler gibiyken, ikinci dönem sonunda Kenan Doğulu'dan 'Çakkıdı' şarkısının ritmine uyum sağlar gibi karnemi taşırdım. Okulu hiç ama hiç sevmedim. Başıma buyruk oluşum, ilkokul sıralarından belliydi. Yani ödev olarak okuyup yazmak değil de, kendi isteğimle ders çalışmayı severdim. Okulun yeni açıldığı zaman sınıfta öğretmenlerle tanışma faslımız olurdu. Herkesin yaz tatilinde neler yaptığını anlatması istenirdi. Soru şöyleydi; Yaz tatilinde neler yaptınız, nerelere gittiniz, hangi kitapları okudunuz'

Kızım başla anlatmaya, sırayla herkes adını, soyadını, babasının ne iş yaptığı ile beraber sorularıma tek tek cevap versin. İşin gülünç tarafı şuydu: her sene babamın ne iş yaptığı adına farklı bir cevabım olurdu. Bazı seneler büyükbaş hayvan cambazlığı, inşaat ustalığı, esnaflık. Her yıl farklı cevaplarla gelirdim okul sıralarına. Yani babam da bir türlü yerinde durmuyordu. Sınıfta bu sorulan soruları elimden geldiğince kısa sürede geçiştirirdim. Çünkü anlatacak bir şeyim yoktu, 'çalıştım ve kitap okudum' diyordum. Okuma konusuna gelince de akşam ödevlerimizin bittiği zaman en büyük ağabeyim bize kitap okumamızı söylerdi.

Her birimiz bir kitap alır ve odanın bir köşesinde yarım saatlik bir kitap şölenine katılırdık. (Hey maşallah şölene bak, bir de aynada kendine) Tabi öyle durumlarda kitaptan tek kelime bile okumazdım. Fakat okuma zamanı bittiğinde bu kez kendi isteğimle bir sürü şey okurdum. Lisenin son zamanlarında kara sevdaya tutuldum. Taze ve gencecik bedenim ve ruhumun körpecik duygularıydı yaşadıklarım. O sevdaya yazdığım binlerce şiiri, sevgiliyi yitirdiğim bir kış akşamı yaktım. Ben evlenecek yaşta ve hazırlıkta değildim. İstesem de devamı gelmezdi o sevdanın, aile zoruyla evlendirildi. O günden sonra ne ondan haber geldi, bende ben bir haber alabildim. Umarım mutludur gittiği yerde.

Ortaokul son sınıfta sanayi hayatım başladı. O zaman bir demir doğrama yapan bir işte çıraklık yapmaya başladım. İki tane ustam vardı, etim de kemiğimde onların olacak şekilde emanet edilmiştim onlara. Üç öğün dayak yerdim. Anahtarların içinde kalan yağları yüzüme sürürlerdi. Sonrasında meslek lisesinde metal işleri bölümüne kayıt yaptırdım. Üniversite sınavında iki kez şansımı denedim, yaver gitmedi. İlk sınav okul bittiğinde katıldığım sınavdı ve çalışmamıştım, ikinci sınava ise biraz fazla hazırlandığımdan dolayı sınav heyecanı sayesinde bildiğim ne varsa unutmuştum. O günden sonra İstanbul yolculuğu göründü ve yıllardır İstanbul'da çalışıyorum.

İlk geldiğim zamanlar ağabeylerimden biri ve kuzenimle beraber kaldım. Sonrasında ikisi de geri dönünce yalnız kalmaya karar verdim. Arkadaşlar edinmiştim ve beraber yaşıyorduk. Lise bittikten sonra daha çok kitapları sevmeye başladım. 'Günbatımı Sokağı' adlı deneme'mde bu durumlarıma ayrıntılı olarak yer verdim. Birçok iş denedim, oto yıkama, tezgâhtarlık, pazarlama, seyyar satıcılık gibi birçok iş deneme sonrasında kürkçü dükkânı olan kaynakçılık mesleğimde kendimi geliştirmeye devam ettim. Okulu bitirdiğimde üç çeşit kaynak öğrenmiş bir şekilde çıktım. Şimdi ise yedi ayrı kaynak alanında ustalığım olmuş oldu.

İşten geldiğinde evde yiyecek ne varsa karın doyurana kadar yedikten sonra televizyon karşısında uyuyan zihniyete sınırsız karşıyımdır. İnsan, yaşam içindeki yerini bulmalı ve kendini tanımlamalıdır. Toplumsal ahlâk üzerine konuşmadan önce kendi ahlâk değerlerini ölçüp biçmeli, yani en başta kendi derdine derman olmayı bilmelidir. Mücadeleci olmalı, pes etmemeli, aynı zamanda açılmayacak kapı adına da azmini yıpratmamalıdır. Hayattaki en büyük mücadelelerim; konuşmayı bilmek ve dinlemeyi bilmek, hangi insana, hangi kimlik sahibine hangi şekilde davranmak, memlekete göre değil, söze ve adama göre değerlendirmektir.

kaynak: kendi resmi sitesi
Önemli : "Servet Saygınoğlu" hayatı ve sözleri hakkında hazırlanan bu sayfada bir hata olduğunu düşünüyorsanız veya düzenleme istiyorsanız, geri bildirimde bulunabilirsiniz..
Teşekkür ederiz. demlisozler.com
Bu içerik 1483 görüntüleme aldı.

Bu içeriğe ilk yorumu siz bırakın!

İçeriğe Yorum Yapın

Servet Saygınoğlu - Servet Saygınoğlu

Servet Saygınoğlu

Yazar
Doğum Tarihi : 1 Eylül 1987
Başak Burcu

BİYGORAFİLER ALFABETİK SIRALAMA

A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z Q

İÇERİKLER

sandığın kadar zor değil açıklaması
Şiirler
sandığın kadar zor değil açıklaması

sandığın kadar zor değil açıklaması
sandığın kadar az içinde biriktirdiklerin
sağlığın kadar yok önlemli hiç birşey
saflığın kadar yok özündeki herşey

Devamı..
Umut İpinde
Şiirler
Umut İpinde

Gün gelir unutulur verilen bütün vaatler
Gün gelir soyunur kabuğundan gerçekler
Önünde dururken her şeyin çıplaklığıyla
Görülmez olur gerçekler bütün gözler

Devamı..
Ben yeni bir yıl istiyorum
Şiirler
Ben yeni bir yıl istiyorum

ben yeni bir yıl istiyorum
umutların olmadığı
çünkü bütün umutların
gerçekleştiği bir yıl olsun

ben yeni bir yıl istiyorum
çocukların ölmediği
çiçekli çimler üzerinde
koşsunlar cıvıltılarıyla

Devamı..

İçerik Kategorileri..

Güncel Haber Hikayeler Makaleler Oyun Şiirler