Çiğ Taneleriyle Islanan Paçalar: Bir Zaman Yolculuğu

Makaleler

Henüz cep telefonları yok, sabit hatlar yeni yeni evlere girmeye başlamış. Köyümüze elektrik geleli sadece üç yıl olmuş. Kasetçalarlar yaygın, televizyonlar ise tüplü ve siyah-beyaz. LCD mi alsam Plaz...

Çiğ Taneleriyle Islanan Paçalar: Bir Zaman Yolculuğu

Çiğ Taneleriyle Islanan Paçalar: Bir Zaman Yolculuğu

Sait Çıkrıkçı 26.09.2024 879
Henüz cep telefonları yok, sabit hatlar yeni yeni evlere girmeye başlamış. Köyümüze elektrik geleli sadece üç yıl olmuş. Kasetçalarlar yaygın, televizyonlar ise tüplü ve siyah-beyaz. LCD mi alsam Plazma mı alsam sorularına daha en az on yıl var. O zamanlar, plazma TV'nin ne olduğunu merak edenler bugün internetten öğrenebilirler.
Şimdilerde yapay zeka ile insansı robotların üretildiği bir dönemde yaşıyoruz. Ancak o zamanlar bu tür şeyleri sadece "Terminatör" filmlerinden ya da "Michael Knight’ın arabası KITT" gibi bilim kurgu karakterlerinden hayal edebiliyorduk.

1975 yılında doğduğum söyleniyor. O zamandan bu yana yaşadıklarımın bir kısmını hatırlıyorum, bir kısmı ise hiç bende yok. Ama 1990'lı yıllar, hafızamda hep canlı kalmış.

Bu döneme dair unutamadığım bir anımı paylaşmak istiyorum…

Bir ağustos sabahı, saat 4:47 civarındaydı. Şimdi telefon alarmıyla zor uyanan ben, o sabah Casio F91 kol saatimin cılız alarmıyla uyanmıştım. Başımı kaldırdığımda gökyüzünde serpilmiş binlerce yıldız ve ufukta beliren kızıl bir çizgi beni karşıladı. Gecenin siyahı yavaş yavaş yerini sabahın renklerine bırakıyordu. Henüz gün doğmamış, sabah ezanları okunmamıştı. Çiğ tanelerinin serinliği, otların üzerine çökmüş, sizi ıslatacak kadar yoğun hissediliyordu. Bir tarlanın ortasındaydım.

Rahmetli Muzaffer dayım, koyunları otlatmaya çoktan başlamıştı. Köteğime yaslanarak köyümün uzaktan görünen ışıklarını ve o sabahki yıldızların dizilişini hiç unutamıyorum. En net hatırladığım şey, paçalarımın çiğ taneleriyle ıslanmış olması ve güneş doğarken yavaşça kurumasıydı. Başka bir şey yok. Belki bunun bir anlamı da yok ama o anı en küçük detaylarına kadar hatırlıyorum.

Güneş yavaş yavaş gökyüzünde yükselirken, köyden gelen uyanma sesleri kilometrelerce öteden bile duyulabiliyordu. O yazı dayımla birlikte, toplumdan izole bir şekilde geçirdim. Ama nedense, hatırladıklarım sadece bu anlardan ibaret.

Şimdi bana hayat dediğin şey ne diye sorsalar, "Çiğ taneleriyle ıslanan paçalarının güneşte kuruması" diyebilirim. Hayat belki de bu kadar basit, ama bir o kadar da anlamlı.

Sait Çıkrıkçı
Yorumlar
Yorum Ekle
Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yapın!
İçerik Kategorileri

Platformumuza Katkıda Bulunun

İçeriklerinizi, sözlerinizi, biyografilerinizi paylaşın ve topluluğumuza katılın