Tüm içerik makalelerimiz
Çiçek, bazı sevdalar vardır ki insan onları anlatmak için kelimeleri yetersiz bulur. İçinde büyüyen bir özlem, yıllar geçse de silinmeyen bir iz gibi kalır. Çaresizliğin içinde bile insanı ayakta tutan, geçmişten bugüne uzanan bir bağ vardır. Esasında bu şiir, sevmenin yalnızca güzel günlerden ibaret olmadığını anlatıyor. Kimi zaman bir bakışta, kimi zaman sessizce beklenen bir anda saklıdır gerçek sevda. Sanki zaman ne kadar geçerse geçsin bazı duygular aynı yerde bekler. Uzaktan bakıldığında sıradan görünen ayrıntılar, onu yaşayan iki insan için bambaşka anlamlar taşır. Anlatılamayan her şey bazen bir şiirin dizeleri arasında kendine yer bulur. Ta ki o dizeleri okuyan iki kişi, kelimelerin aslında kime ait olduğunu anlayana kadar.
Bazı gecelerin adı, bazı insanların da tarifi olmaz. “Adın Yok”; yağmurun, tutkunun ve biraz da başına buyrukluğun arasında yaşanan, adı konmamış bir gecenin hikâyesi. Çünkü bazen isimlere gerek yoktur; aynı gökyüzünün altında kaybolmak, geriye güzel bir an bırakmaya yeter.
“Benim Uğur Böceğin”, sevdiği kadına duyulan derin bağlılığın ve birlikte güzel yarınlara duyulan inancın küçük ama samimi bir hikâyesi. Siyah saçlardan gamzelere, ellerden uzak yollara uzanan bu dizelerde, insanın ruhuna iyi gelen o özel kişiye duyulan sevgi anlatılıyor.
Bazı şeyler tarifsizdir. Uyandığında başucunda su aradığın gibi, güneşin doğuşunda, suyun akışında, bir kelebeğin kanadında bulduğun o his... Heves değil, tutku değil - bir bütünün eşi gibi. Onsuz sen yarım gibi. Bir kor elinde tutarsan yanacak, bırakırsan sönecek. Alfabeye sığmaz, kelimeye sığmaz. Nefes gibi, su gibi, ölüm gibi, yaşam gibi. Hani bildin sen onu?
Bir söğüt gölgesi mi, bir yakamoz gecesi mi, yoksa sadece bir lokma ekmek ve bir bardak su mu? Kırdığın gönülleri tamir edebilir misin, aldığın ahları yerine koyabilir misin? Bitmez sandığın her şey biter bir gün. Ama asıl mesele şu: Hesabı var mı yaşananların? İçindeki sonsuzluk senin varlığın - dünya dediğin nedir ki zaten?
İzmir, 2001’in buz tutmuş gecesinden yükselen bir fısıltı... Kanatları kopmuş kelebeklerin güzelliğiyle yaralanan, sevdikleri ayıran ama içindeki güzel insanlara selam gönderen bir veda. Çünkü bazen en derin aşk, “artık sevmiyorum” diye üç kez söylenirken bile susmuyor; sadece mesafeye, alın yazısına, o götüren arabaya kızgın bir selam bırakıyor geride.
Bazen karanlık sadece güneşin batmasıyla gelmez. "Karardı ortalık" refreni, her kıtada tekrarlanan bir acı gibi... Işık sönmüş, yağmur yağmış, gözler gitmiş. Kara gözleriyle birlikte karanfiller bile kararmış. Camlar kırılmış, sevdaların elleri boş kalmış. Karanlık sadece dışarıda değil - içeride, yüreklerde, yollarda... Her yerde.
Kadın, hayatın en büyük çelişkisidir belki de. Hem melek hem şeytan, hem gül hem diken, hem su hem ateş... Bu şiir, kadının tüm hallerini, tüm yüzlerini anlatır: Bakışıyla öldüren de o, uçurumdan kurtaran da. Eli nasırlı emekçiler, gönlü hasırlı fedakarlar, güneş bakışlı umutlar... Analar, ağyarlar, sevdalar - hepsi kadın, hepsi hayat. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü'nde, kadının sonsuz renklerine dair bir portre.
Bazı geceler, şubatın eksi otuzunda bile olsa, kalp sağanak kar altındadır. "Biraz karışık" der ama aslında çok net: Artık git. Yoruldum sana açık kalmaktan, bittim sana dik durmaktan. Yemişlerini kimse yememiş, dalları kurumuş bir ağaç gibi, bazen insanlar da öyle kalır - titremiş, üşümüş, şaşırmış.
1999 yılının bir Şubat sabahında uyanan kahraman (şair), geçmişte yaşadığı hayal kırıklıklarını ve insanların vefasızlıklarını geride bırakmaya karar verir. Tüm eşyalarını ve geçmişe dair izleri yok eder, evini satıp yeni bir semte taşınır. Bu radikal değişimle birlikte manevi bir arınma yaşar; sabah ezanıyla uyanıp ibadet eder ve huzuru sadelikte bulur. Hikaye, şairin kendi özünü kaybetmeden mutlu olmayı seçmesi ve yazacağı yeni şiirler için bir "ilham perisi" beklemesiyle sona erer.
"Ne bileyim..." tekrarıyla başlayan her kıta, kontrol edemediğimiz bir hayatın çaresizliğini anlatır. Suyun akması gereken yöne akması gibi, bazı şeyler seçilmez - sadece yaşanır. Ama son dizede, olmayan güzellikler için bile "teşekkür ederim" diyebilmek, en derin kabulleniş ve olgunluktur.
Bazı dizeler yazıldığı zamandan ileriye yürür. 26 Ekim 2000’de kaleme alınan bu şiir, belki de bugünü önceden sezmenin bir hâliydi. Yıllar geçti; kelimeler aynı yerden, aynı sükûnetle sesleniyor: Bilirsin işte…